Emre Belözoğlu Hikayesi | Kader Gayrete Aşıktır -Wonderkidwin

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Küçüklüğünden beri futbol ile yatıp kalkan, mahalle aralarında top koşturan, statlara gidip maçları takip eden, “insan hatalar yapar, yaptıkça büyür” diyen Emre Belözoğlu’nun hikayesi bugünkü hikaye…

90’lar, 2000’ler, 2010’lar, ve 2020’ler hepsinde oynayıp her dönemde gol atan ismin hikayesi…
Türk futbolunun ikonik isimlerinden, belki de; hatta belki demek mütevazilik olacak Türk futbolunun en kariyerli futbolcularından; bir sezonluk sportif direktör ve taze teknik direktör Emre Belözoğlu…

Futbolu çok sevdiği küçük yaşlarından da belli olan, futbolu hayatına aktarmış değil, hayatını futbola aktarmış isimlerdendir Emre Belözoğlu. Galatasaray’ın Avrupa serüveni, Inter’in şaşalı günleri, Newcastle’ın Newcastle olduğu dönemler, Fenerbahçe’nin şampiyonlukları ve en zor günlerinde, Başakşehir’in kurulup şampiyonluk için yapılandığı dönemlerinin en ön saflarında hep ama hep Emre Belözoğlu vardı. “yatıyorum, kalkıyorum, yemek yiyorum, spor yapıyorum ama hep futbolu düşünüyorum” diyen bir isimdir kendisi. Futbol tutkusu bu denli çoktur Emre’nin. Seveni kadar nefret edeni de vardır, tam bir kutup insanıdır aslında ancak herkes de saygı duyar…Kararlılığına, azmine, çalışkanlığına başarıya doymamasına… İdmanlarda Emre’nin takımına düştüyse futbolcular eyvah ki ne eyvah… Çünkü Emre için çim saha, stadyum, antrenman, şampiyonlar ligi, mahalle maçı… Hiç fark etmez, taş kağıt makas oynasa yine kazanmak, yine en iyisi olmak ister o. Emre’yi Emre yapan da işte bu kazanma hırsıydı…

Fubolculuk kariyerine 17 yaşında Galatasaray ile başlayan ilk maçına çıktığında 39 derece ateşi olan ancak kadroya yazıldığında bunu söyleyemeyen ve o ateşle de 1 asist yapan Emre Belözoğlu.. ilk sezonlarında 35 ve üzeri maçta süre bulan 17’lik Emre Belözoğlu… Fırtına gibi giriş yaptığı futbolculuk kariyerine Serie A’nın belki de en iyi olduğu dönemlerinde, Inter’e transfer olarak devam etmiş, öyle transferi de olmak için olmamış.. 4 sezonda da 25 üzeri maçta süre bulmuş; takım arkadaşları Cannavaro, Materazzi, Zanetti kardeşler, Seedorf, Fenomen Ronaldo’nun olduğu Inter’de oynamış… Oradan Premier League’e, Newcastle’a. 3 sezon boyunca takımın simgesi olmuş, serbest vuruşları kullanmış Premier League’i baştan sona yaşamış bir futbolcu. Ve yolu tekrar Türkiye’ye düşünce, kendisinin de söylediği gibi çocukluk sevdasına kavuşmuş. Fenerbahçe’ye gelmiş ve 4 sezon top oynamış, ardından kulüp bir yapılanmaya giderken de 32 yaşında Simeone Atletico’suna transfer olmuş.. Sonrasında Başakşehir ve Fenerbahçe’de jübile…

23 yllık kariyerine 6 Türkiye Şamiyonluğu, 4 Türkiye Kupa Şampiyonluğu, 3 Türkiye Süper Kupası, 1 UEFA Kupası, 2 UEFA Süper Kupası, 1 İspanya Kupası ve 1 de İtalya kupası sığdırmış…

Emre’nin futbolculuk serüvenini, bu denli üst klasmanlarda istikrarlı bir şekilde kalabilmesini sağlayan temel aktör tabiki yeteneğiydi ancak bunun da yanında Emre denildiği an aklımıza gelen o “kazanma hırsı” “kaybetmekten nefret eden” saha içi karakteri. Tanıyan herkes söyler Emre saha içinde çok farklı saha dışında çok farklı karakterlerdedir diye…O asabiyetinin altında bu hırs yatıyor Emre Belözoğlu’nun. Ondandır, Mazhar Fuat Özkan’dan Mazeretim Var Asabiyim Ben şarkısını kendini yansıttığını söylemesi… Belki de herkes kendi takımında bir Emre Belözoğlu olsun isterdi… Ne kadar mı isterdi? Hani Emre sürekli “ora”sından sakatlanırdı ya, bir taraftar demişti; “Emre sürekli orasından sakatlanıyor, alın benim oramı Emre’ye nakledin, Emre’siz takım olmuyor” diye, işte böyle futbolcuydu Emre Belözoğlu.

Saha içinde yanındaki arkadaşlarının dahi kötü oynamaya çekindiği, dakika ne olursa olsun o topu ısırmak için peşinden koştuğu, hırsıyla her oynadığı takımda kendini sevdiren bir futbolcuydu Emre Belözoğlu. Çok da çalışkandı. Emre en başta futbolu çok seviyor, jübilesini yapamıyordu bile o denli çok seviyor bu oyunu. Hayattaki en büyük şansı olarak nitelendiriyor zaten futbolcu olmasını. Tamam; yeteneği var, kazanma hırsı var, ama elde ettiği başarıları çaba ile, çalışkanlık ile, profesyonel hayatına dikkat etmesi ile, gayretiyle kazanmış bir futbolcuydu ki ondandır her zaman Yunus Emre’nin sözünü alıntılamasının sebebi: Kader gayrete aşıktır. Şans futbolda bir faktördür, belirleyicidir, bazen de bahanedir aslında… Son dakika golü geldiğinde “amma da kısmetli hoca” derler adına veya direklere çarptığında topun “ulan ne bahtsız adammış” denir. Emre ise, şansı yaratan da kaybeden de bizim çabamızdır der.

O şaşalı futbolculuk kariyerinden sonra teknik direktör olmak istediğini apaçık söylemişti Emre Belözoğlu, zaten böyle şeylerde lafı evirip çeviren bir insan hiç değildir, ondandır çok nefret edeni de vardr ülkede… Başakşehir’e transfer olduğu anda oyuna bir teknik direktör gözüyle baktığını, ondan öncesinde ise Simeone ile çalışmalarında, idmanlarda, Fenerbahçe’de, Başakşehir’de gördüğü teknikleri, taktikleri, idman methodlarını arşivlediği bir klasörü dahi varmış. Yani Emre büyük futbolcuydu da asıl futbolculuk döneminde dahi hedefi büyük teknik direktör olmakmış.. Jübilesinden sonra Fenerbahçe ona “gel sportif direktörümüz ol” dedi, hiç tahmin dahi etmediği bir görev olmasına rağmen kabul etti bunu Emre.
Futbola bakışını, Türk genç futbolculara verdiği değeri, felsefesini, takımların yapılanmaya muhtaç olduğunu ancak yapılanırken de şampiyonluklar kupalar kazanmanın zaruri olduğunu kendisi söylemişti. İlk kez göreve geldiği sportif direktörlükte iki transfer dönemi geçirdi ve sonunda insanlara “Alo ben Emre abin!” sözünü dillere pelesenk etmeyi başarmıştı. Kendisine ise 10 üzerinden 8’lik puan veriyordu Belözoğlu… Sportif direktörlük ülkede kısa vadeli o transfer döneminde oluşacak tepkilere göre övülse veya tenkit edilse de asıl meselesi geleceği planlamaktır.. Ha ülkemizde bu mümkün değil, hatta böyle bir Fenerbahçe’de hiç değil orası ayrı tabii… ve Fenerbahçe’de 30. hafta Erol Bulut ile yollar ayrıldıktan sonra hayalini kurduğu, en iyisi olmak istediği, iz bırakmak istediği koltuğa oturdu..

Son 10 hafta artık direksiyonda Emre Belözoğlu vardı. Ateşten gömlek giyilmişti. Göreve geldiği zaman maç eksiği ile puan farkı lider ile 8’di ve Belözoğlu’nun ilk açıklamaları ise; rakiplerin ne yaptığı değil bizim ne yaptığımız önemli demişti. Yaptığı ilk iş ise felsefesini tam anlamında sahaya yansıtmış, istediği oyunun gerektirdiği oyuncuları sahaya atmıştı.
Nedir Emre Belözoğlu’nun felsefesi, nedir yansıtmak istediği oyun? Ayağı temiz, iyi pas yapabilen, maçın başından sonuna oyuna hakim olmak isteyen, hatta dinlenme yaparken de topa sahip olup aktif dinlenme yapan, defanstan kısa pasla çıkan, ayağa oynayan bir takım izlemek. Kendisine gelen Gustavo’yu neden oynatmadınız sorusuna da “ayağı temiz oyuncuları tercih ettik” diyerek cevap vermişti. Sosa, Özil, İrfan Can, Mert Hakan, Pelkas, sağ bekte Ozan tüm pas yapabilen oyuncuları sahaya atıp kendi oyununa, sistemine inandırıp ikna edebilmişti. 10 haftada 23 puan topladı Emre Belözoğlu ve tek mağlubiyeti şampiyonluğunu kaybettirdi hatta belki de sonuçlar üzerinden karar verilen büyük camialarda kariyerini kaybettirdi o mağlubiyet. Basın toplantısına çıkıp, “Bugün kazansaydık Şampiyon bizdik diye düşünüyorum, sorumluluğu üstüme alıyorum da demişti Emre Belözoğlu. Kaçmazdı zaten asla sorumluluktan… Fenerbahçe’de 10 ay içerisinde futbolcu, sportif direktör ve teknik direktör olmuş, takdir de kazanmış ve Fenerbahçe defterini kapatmıştı.

Ardından Milli Takım’a Şenol Güneş’in yardımcısı olarak gidecek, Sarri’nin yanına yardımcılığa gidecek denilen Emre Belözoğlu, bu süreci sessiz kalarak geçirmişti ve Başakşehir’in Aykut Kocaman ile gelen kötü sonuçların ardından yollarını ayırması ile bir “abi” olarak gördüğünü her zaman söylediği Göksel Gümüşdağ’ın teklifini kabul ederek 2023 sonuna kadar Başakşehir’in teknik direktrü olmayı kabul etti ve resmi imzaları attı.

Teknik Direktör Emre Belözoğlu, Başakşehir’e imzayı attığı zaman Başakşehir, ligde kümedeki takımlardan sadece averaj ile ayrılan, 6 puan ile 15. sırada olan bir takımdı Caicara kadro dışı kalmış, futbolcular mutsuz ve herkesin aklıın ucunda “Başakşehir küme mi düşecek?” sorularını bulunduran bir ekipti… Emre Belözoğlu, Başakşehir’in başına geçtiği anda önünde hiç de kolay olmayan bir fikstür vardı ancak ilk işi oyuncuları tekrar motive edebilmek, sezona inandırabilmek, tekrar o aile ortamını kurmak ve istediği oyuna inandırabilmekti. En zoru da o oyuna inandırmaktı zira Aykut Kocaman’ın oyun tarzı, felsefesi Emre’ninkinin neredeyse tam tersiydi… İlk maç transferleri ile tam kadro olan, adeta gövde gösterisi de yapan liderin 2 puan gerisindeki Beşiktaş’tı.

İlk maçta istediği oyunu tam anlamıyla sergilemesi imkansız da olsa takımından o reaksiyonu alabilmişti Emre ve Beşiktaş’ı 3-2 mağlup etmeyi başardı. Ardından Antalya deplasmanı, ardından Adana Demir, ardından Yeni Malatya, ardından geçen sezon şampiyonluğu kaybettiği Sivas hepsini yenerek Başakşehir’deki Teknik Direktörlük kariyerine 5/5 ile başlamıştı Belözoğlu. Artık istediği felsefesini tamamıyla yansıtıyor, 4-1-4-1 formasyonunda her oyuncu hangi anda ne yapacağını biliyor, Başakşehir rakip yarı sahaya pas ile yerleşiyor, topun kıymeti biliniyordu. Altay’a karşı lig rekoru kırarak topla %80 oynamasına, rakip ceza sahasında 37 kez topla buluşmasına rağmen golü bulamadı ve berabere kaldı. Ardından Hatay deplasmanı ve Giresun maçlarını da kazanan Emre, Galatasaray deplasmanında 90. dakikada kornerden yediği gol ile 1 puana razı olmuştu. Giresun’u da yenip, Süper Lig tarihinde 15 galibiyete en az maçta ulaşan yerli teknik adam olma unvanını kazanmış oldu.
Kariyerindeki 20. maçında 15 galibiyete ulaşmıştı. Emre Belözoğlu yönetiminde 10 maçta 8 galibiyet 2 beraberlik alan Başakşehir, 26 puan toplayarak 15. sıradan 3. sıraya kadar yükseldi. Toplamda 20 maçlık kariyere sahip olan Emre Belözoğlu’nun sadece 1 mağlubiyeti, 4 berabeliği bulunuyor.

Evet çok kariyerli futbolcuydu ama teknik direktörlüğü çok daha şaşalı, çok daha güçlü çok daha fırtına gibi başladı Belözoğlu’nun. Saha içinden ziyade kulübede çok daha kendinden emin, kararlı, soğuk kanlı duran Emre’nin teknik direktörlüğünün de en az futbolculuğu kadar kariyerli geçeceği çok bariz. Futbolculuk döneminden beri kendini buna hazırlayan, oyuncuları ile birebir iletişimi çok kuvvetli olan, soyunma odasındaki havayı bilen, sezen, oyuncularına dokunabilmeyi başaran ve bunun yanında çok da güçlü A planı olan Belözoğlu futbolculuk defterini kapatırken kendisine pırıl pırıl bir sayfa açtı ve bu sayfada tek hedefi var: En iyisi olabilmek.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.